twitter
    Find out what I'm doing, Follow Me :)

16 Ocak 2012 Pazartesi

Son Nefeste 3 Puan (Manisaspor : 1 - 2 : Fenerbahçe)


Bu maç hakkında yazılacak çok fazla şey yok. Oyunun mutlak hakimi olan Fenerbahçe, bu sezon en iyi oynadığı maçı kendi elleriyle teslim ediyordu ki futbolun adalet tanrıları diz kapağına çarpan topu hayalarına çarpmış gibi göstererek yalandan yere yatıp zaman çalan Yiğit'e attırdı golü ve Fenerbahçe son dakikada 3 puanı kaptı.

Volkan : Çok fazla iş düşmese de yenilen golde direk dibinde çok kaldı.

Gökhan Gönül : Bir bek oyuncusunun yapması gereken her şeyi yaptı.

Ziegler : Bu sezon belki de en çok bindirme yaptığı maç oldu. Caner ve Stoch'la kurdukları üçgenler güzeldi.

Serdar Kesimal : Yine direğe takıldı gol sevinci yaşayamadı yaptığı tek hata pahalıya patlıyordu.

Yobo : Fazla söze gerek yok, savunmanın sigortası.

Caner : Sevilla maçlarındaki Uğur Boral neyse Manisa maçında da Caner oydu.

Mehmet Topuz : Takımın en düz oyuncusu kaçırdığı gol maçın dönüm noktası oluyordu.

Baroni : İlk yarıda biraz tutuk olsa da hücuma çıktığı her an Stoch'u rahatlatan iki isimden biriydi.

Emre : 3. bölgede oyunu Stoch kurarken 2. bölge ona emanetti. Gökhan Gönül'ü hakeme itiraz etmemesi konusunda uyarması ise kamera şakası değil gerçekti keşke hep böyle olsa.

Stoch : Çok önemli bir oyuncu olduğunu her geçen hafta daha çok ispatlıyor. Alex'in olmadığı maçlarda büyük bir mucize olmazsa o mevkinin yeni sahibi Slovak oyuncu.

Bienvenu :

10 Ocak 2012 Salı

Kadıköy'de Seriye Devam (Fenerbahçe : 3 - 1 : Gaziantepspor)


Kadıköy'de oynadığı son 31 maçta mağlubiyet yüzü görmeyen Fenerbahçe, çok kötü başladığı Gaziantep maçında 1-0 geriye düşmesine rağmen ikinci yarıda Stoch, Baroni ve Mehmet Topuz'un ayağından kazandığı gollerle rakibini 3-1 mağlup ederek seriyi 32 maça çıkararak 2012'nin ilk 3 puanını da hanesine yazdırdı.

İlk yarının son 5 dakikası hariç çok kötü oynayan Fenerbahçe, özellikle ilk 15 dakikada resmen Gaziantep'e teslim oldu. Sosa'nın bilhassa Gökhan Gönül'ü boğduğu, orta sahanın tamamen rakibe teslim edilmesi sarı lacivertlilerin oyuna ağırlığını koymasına engel oldu ve 12. dakikada Bekir Ozan Has'ın golü ile şok süreci başladı. Volkan Demirel bugün gününde olmamış olsaydı Gaziantepspor ilk 15 dakikada maçı söküp alabilirdi. Serdar Kesimal'ın 40. dakika civarı, ceza sahası içinde düşürülüşüne kadar Kadıköy üzerinde serili olan ölü toprağı bu pozisyonun ardından kalktı ve hem taraftarlar hem Fenerbahçe oyuna ağırlığını koymaya başladı. Kerim Zengin'in Stoch'a arkadan yapmış olduğu darbenin ardından takımını 10 kişi bırakması sonucunda Fenerbahçe, soyunma odasına mağlup ama umutlu gitti.

Elektrik kesintisi nedeniyle duran ikinci yarıda Aykut Kocaman biran evvel golü bulma düşüncesi ile Bienvenu ve Caner'i, Semih ile Gökay'ın yerine oyuna dahil etti. Ancak alan savunmasında bir türlü hata yapmayan Gaziantep'in kilidini açmak geçen sene olduğu gibi yine Stoch'un göreviydi. Ziegler'in ikinci yarıda daha ofansif oynaması Slovak oyuncuyu daha rahatlattı ve pek tabi Alex'in gol atamasa bile kafasını kaldırması son 15 dakikada Fenerbahçe'yi uçurdu. Önce Alex-Ziegler denklemi Stoch ile çözüldü ve bu golün hemen ardından Gaziantep'in yaşadığı şok sürecini iyi değerlendiren sarı lacivertlilerde Alex yine sahneye çıktı ve Baroni'ye golü attırarak derin bir oh çektirdi.

Galibiyet golünün ardından psikolojik olarak skoru koruma telaşına düşülünce orta saha geriye çekildi ve Gaziantep 10 kişi olmasına rağmen özellikle duran toplarla tehlike yaratmaya çalıştı. Ancak Alex'in içeri kestiği topa Mehmet Topuz gelişine güzel vurunca karşılaşmanın skoru belirlendi.

Fenerbahçe'de günün hayal kırıklıkları maça çok kötü başlanmış olması ve kaleye çekilen 22 şuttan sadece 6 tanesinin kaleyi bulmuş olması. Gerçi kaleyi bulan 6 şuttan 3'ünün gol oluşu yabana atılacak bir olay değil. Ayrıca sarı lacivertlilerin yapmış olduğu 495 pasta 404 isabet sağlanmasında takımın özellikle ikinci yarıda sakin oynamasının etkisi büyük.

16 Aralık 2011 Cuma

12 Aralık 2011 Pazartesi

Fenerbahçe İlacını Bursa'da Buldu ( 0 - 2 )


Çarşamba günü ezeli rakibi Galatasaray'a yenilerek liderlikten olan Fenerbahçe, zorlu Bursaspor deplasmanında 3 puanı 2 golle alarak Pazar akşamı oynanacak Trabzonspor maçı öncesinde moral depoladı.

Türk Telekom Arena'daki görüntünün aksine Fenerbahçe bugün çok daha istekliydi ve daha fazla pas yapmayı kafasına koymuştu. Sarı lacivertliler maç boyunca 577 kez pas yaparak %54.7 oranında topa sahip olmayı başarmış ancak yapılan 92 top kaybı hiç yabana atılacak bir husus değil. İlk yarıda 15. dakikada Ozan İpek'in şutunun Gökhan Gönül tarafından çizgiden çıkartılmasının haricinde Bursaspor'un ciddi tehlikesi olmadı. Orta sahada Emre-Alex-Stoch üçlüsünün yaptığı paslar Bursaspor'un 2. bölgeyi Fenerbahçe'ye bırakmasına neden oldu. Galatasaray maçında savunmadan şişirme toplarla çıkan sarı lacivertlilerde Eylül ayından sonra ilk kez resmi bir maçta sahaya çıkan Serdar Kesimal'ın savunmadan oyun kurma gayreti tebessümlerimize neden olan hareketlerdendi. Semih Şentürk maçın henüz 5. dakikasında Emre'nin şutunu çıkartarak Bursa'ya yardım etmiş olsa da 39. dakikada defansın arkasına iyi sarkarak gol orucunu bozmayı başardı.

İlk yarıda oldukça savruk bir görüntü çizen ve hücum organizasyonlarını neredeyse hiç yapamayan Bursaspor'da Batalla'nın oyuna girmesi ev sahibi ekip için hareketlilik yarattı ama Volkan Demirel'in 55. dakikada Ömer Erdoğan'ın kafa vuruşunu nefis kurtarması Fenerbahçe'nin kendine gelmesine neden oldu. Bu dakikadan sonra tekrar ayağa oynayan sarı lacivertliler Bursaspor defansının arkasına daha konsantre bir şekilde sarkabilmeyi başarsaydı bugün skor çok daha farklı olurdu. Nitekim bana göre bu kadar ciddi boşluklar veren Bursaspor savunmasının fişini Dia çekebilirdi ama Alex'in başlattığı ve Gökhan Gönül'ün 41 metre depar atarak yaptığı asist, Stoch'un 56 metrelik koşusunun ardından yaptığı şık vuruş ile filelerle buluşunca Fenerbahçe galibiyeti perçinledi.

Çok şık bir asist yapan ve yüksek pas yüzdesi ile oynayan Emre Belözoğlu, Gökhan Gönül'ün ardından bu sefer de Cristian Baroni'yi listesine aldı ve saha içerisinde yine takım arkadaşını azarlamış oldu. Aslında saha dışında çok iyi biri falan cümleleri neredeyse Emre ile tanışmış, konuşmuş herkesin ağzında sakız ama saha içerisinde herkesin gözü önünde takım arkadaşını azarlamak, ortamı germek ve en önemlisi saha kenarındaki teknik direktörünü hiçe saymış gibi görünmek saha dışındaki görüntüyü benim için sıfıra indiren hususlardır. Pek sanmıyorum ama umarım Emre bu kadar gergin dönemlerden geçerken biraz daha aklı selim davranmayı başarabilir. Hem kendisi, hem takım arkadaşları hem de taraftarlar için bu büyük bir zorunluluk...

Maçın 3 adamı : Stoch - Emre - Serdar Kesimal

4 Aralık 2011 Pazar

Kadıköy'de Yenilmezlik Serisi 30 Maç Oldu


Kadıköy'de 29 maçtır yenilgi yüzü görmeyen Fenerbahçe, zorlu günler geçiren Ankaragücü'nü 4-2 mağlup ederek seriyi 30 maça çıkardı ve Çarşamba akşamı oynanacak Galatasaray derbisi öncesi liderliğini devam ettirdi.

Emre Belözoğlu ve Mehmet Topuz'un yokluğunda orta sahada Cristian'a eşlik eden isimler Selçuk Şahin ve Özer Hurmacı oldu. Geçen sezona göre çok daha iyi oynayan Cristian ve bir şekilde oynadığı zaman genellikle kendini kotarabilen Selçuk'un varlığına rağmen Özer Hurmacı için geçen maç yazısında ne yazdıysak bu maç için de aynısı geçerli. Zoru denemekten vazgeçmedikçe bu taraftar onu bağrına basmayacak artık olay bu kadar net.

İlk 10 dakika ortada olan maç, bu dakikadan sonra sarı lacivertlilerin oyunu rakip yarı sahaya yıkmasıyla zaman zaman tek kaleye döndü. Taraftarın ısrarla oynamasını istediği ve çok güvendiği Miroslav Stoch önce 18. dakikada ardından 58. dakikada çok kritik ve harika gollere imza atarak galibiyetin mimarı oldu. Slovak oyuncu bu takımda mutlaka oynamalı çünkü genç oyuncu sadece sabit bir sol kanat oyuncusu değil, dikine gidebilen, adam eksilten ve beklenmedik anlarda iyi şutlar atabilen, skoru her an değiştirebilecek nitelikte bir yeteneğe sahip. Golden sonra da etkili olan Fenerbahçe'de Stoch ve Özer'in vurduğu şutlar kaleci Özden'in üstüne gidince fark açılmadı ve ilk yarının son dakikalarında Ankaragücü bulduğu golle durumu 1-1'e getirerek soyunma odasına moralli gitti.

İkinci yarıda Özer'in kenara gelip Semih'in oyuna girmesiyle Fenerbahçe daha ofansif bir kimliğe bürünmüş olsa da istekli başlayan taraf Ankaragücü oldu. Fakat bu sezon 4. golünü atan Cristian Baroni skoru yeniden Fenerbahçe lehine çevirdi ve bu golden 7 dakika sonra Semih'in asistinde Stoch farkı ikiye çıkardı. 3-1'in ardından Galatasaray derbisini düşünmeye başlayan Aykut Kocaman, Alex'i oyundan çıkartıp yerine Dia'yı alarak oyunu iyice kenarlara taşımak istedi. Turgut Şahin maçın başından beri Alex'e endekslendiği için Brezilyalı oyuncunun kenara gelmesinin ardından Ankaragücü orta sahada sanki 1 kişilik üstünlük sağlamış gibi Fenerbahçe'nin üstüne gelmeye başladı. Emre ve Alex'in yokluğunda oyun kuramayan sarı lacivertliler skorun da vermiş olduğu rahatlıkla iyice geriye yaslanınca 68. dakika itibarı ile Ankaragücü sık sık Fenerbahçe kalesine geldiğine şahit olduk. Nitekim ciddi de pozisyonlar bulmaya başlayan misafir takımda önce golü kaçıran Ergin Keleş ardından eski Fenerbahçeli Özgür Çek'in ortasında Yobo ve Ziegler'in arasından kafayı vurarak durumu 3-2'ye getirdi ve 5 dakikalığına Şükrü Saraçoğlu tribünlerine stres yaşatmayı başardı. Alex'in yerine uzun bir süre sonra oyuna dahil olan Issiar Dia, Gökhan Gönül'ün şutu pas olunca durumu 4-2'ye taşıdı ve kapanışı yaptı.

Önce iddianamenin bittiği haberinin gelmesi ardından Bakanlar Kurulu'nun hazırlamış olduğu yasa teklifinin Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmesinin ardından 5 aydır gergin olan ortam Galatasaray ve Trabzonspor maçlarından önce iyice gerilse de dün tribünler gayet sakindi ve hiçbir olay çıkmadı. Türk Telekom Arena'ya Fenerbahçe'yi moralli olarak gönderen taraftarlar sakin kalarak Trabzonspor maçının seyircisiz oynanma korkusunu da boşa çıkartarak beklemeye çekildiler. Dev derbi için Fenerbahçe'de Emre Belözoğlu ve Mehmet Topuz her ne olursa olsun bu maç için hazır hale getirilmek zorundalar.

26 Kasım 2011 Cumartesi

Sessizlik ...


Sivasspor mağlubiyetinin ardından bir türlü eski formunu yakalayamayan Fenerbahçe, Ankara deplasmanında Gençlerbirliği ile 0-0 berabere kalarak haftayı 1 puanla kapattı.

Maçın ilk 10 dakikalık bölümü Gençlerbirliği üstünlüğü ile geçse de Emre'nin direkten dönen klas şutunun ardından oyunun kontrolü Fenerbahçe'deydi. Ancak sarı lacivertliler topu ayağında daha fazla tutan taraf olmasına rağmen ciddi sayılacak pozisyonlara Stoch oyuna dahil olana kadar bir türlü giremedi.

Tempo açısından ikinci yarının ilk yarıdan aslında pek farkı yoktu. 63. dakikada Oktay'ın oyuna girmesiyle Gençlerbirliği biraz hareketlendi ve önce Azofeifa ardından da Tum ile girmiş olduğu pozisyonlarda Volkan Demirel'i geçemediler. Fenerbahçe'de ise bitik görüntülerini her hafta biraz daha dibe indiren Özer ve Uğur Boral'ın sarı lacivertlileri eksik oynattığını söylesek yanılmış olmayız.

Büyük umutlarla Fenerbahçe'ye gelen ve ilk senesinde başarıya aç görüntüsü ve çalışkanlılığı ile mutlu eden Özer Hurmacı bunun ardından oyun yapısının üstüne hiçbir şey koyamadı ve aksine her geçen gün daha da gerileyen bir görüntü çizmeye başladı. Evet çok ciddi 2 önemli sakatlık geçirdi ama bu asla mücadele etmenize, futbolu daha basit oynamanıza engel olamaz. Sıfır çizgisinde iki kişinin içinden geçmeye çalışmak, çalım atıp geçtiğiniz oyuncuyu bir daha bekleyip geçmek istemek halı sahada 14-16 yaş grubunun yapmak istediği hareketlerdir. Özer gerçekten büyük yeteneklere sahip bir isim ve umarım en yakın zamanda kendisine verilen bu şansları olumlu kullanmaya başlar.

İki Sevilla ve bir CSKA maçında kariyerinin en verimli maçlarını oynayarak yıllardır Fenerbahçe'de kalmayı başaran Uğur Boral bana göre bu sene bu performansına devam ederse Fenerbahçe ile ilişkisi kesilecek oyuncuların başında gelecektir. Evet bu takım 3 Temmuz'dan bu yana çok zor günler geçirdi ama her kötü performansın ardından bu bahanenin arkasına sığınmak çaresizliktir. Aynı oyuncular nasıl sezon başında canını dişine takarak ve güzel futbol oynayarak kazanıyorsa bundan sonra da bunu yapacak güç kendilerinde vardır.

İlk kez Fenerbahçe aleyhinde bu kadar sert ve kızgın bir yazı yazdım çünkü dün ciddi anlamda bu formaya asla layık olmayan insanlar vardı sahada. Takım arkadaşı nefes nefese mücadele ederken birisi sol kanatta diğeri sağ kanatta daha doğrusu her yerde olmaya çalışıp hiçbir olumlu iş yapamayan oyuncuların varlığı ve sahadaki sisteme ihanet etmeleri sayesinde kurunun yanında yaş da yanıyor ve bütün takım olumsuz eleştirilere maruz kalıyor. Stoch'un olduğu yerde Uğur Boral ondan önce oyuna giriyorsa ortada ciddi sıkıntılar vardır.

Tek güvencemiz her sıkıntının ardından bize güneşli günler gösteren takımımız. Umarım dün gece ortaya konan ruhsuzluk bu sezon için son olur.

20 Kasım 2011 Pazar

Fenerbahçe : 1 - 0 : Eskişehirspor


Ligde 27 maç sonra Sivasspor'a yenilen Fenerbahçe, yeni bir serinin başlangıcı olarak gördüğü Eskişehirspor maçını 14. dakikada Bienvenu'nın attığı golle 1-0 kazanarak puanını 24'e yükseltti ve liderliğini devam ettirdi.

657 gün sonra Uğur Boral'ın ilk 11'de başladığı, Yobo'nun rahatsızlığından dolayı oynayamadığı maçta Bilica'nın yer aldığı defans dörtlüsünden dolayı maçın başında tribünlerde çekingen bir hava olmasına rağmen 14. dakikada Bienvenu'nun golü ve 19. dakikada Nadarevic'in gördüğü kırmızı kartın ardından Fenerbahçe büyük bir avantaj elde edince yüzler de gülmeye başladı. Ancak sarı lacivertliler ilk 20 dakikada yakaladığı tempoyu oyunun geneline yayamayınca soyunma odasına tek farklı üstünlükle gitmek zorunda kaldı.

İkinci yarıda da oyunsal anlamda herhangi bir değişikliğin gözlemlenemediği Fenerbahçe'de dün gecenin en iyi ismi gördüğü sarı kartla önümüzdeki hafta cezalı duruma düşen, yaptığı ilk hamlelerle Mehmet Yıldız'a nefes aldırmayan Bekir İrtegün oldu. Pozisyon üretmekte sıkıntı çeken ve 3. bölgede çoğalamamanın nedenlerinden biri ise uzun süre sonra ilk kez bu kadar formsuz olan ve yaptığı pas hataları ile Fenerbahçe'nin oyundan düşmesine neden olan Mehmet Topuz'du. Kendisi de yaptığı hataların farkında olacak ki 65. dakika itibarı ile çok fazla sorumluluk almadı ve sağ kanatta Gökhan Gönül'ü bir hayli yalnız bıraktı. Cristian'ın da bu sezon oynamış olduğu diğer maçlara oranla hücuma daha az destek vermesi sarı lacivertlilerin 10 kişi oynayan rakibi karşısında ciddi pozisyonlar bulmasını engelledi.


Zevksiz geçen maçı daha çekilmez hale getiren Emre Belözoğlu'nda da 1-2 cümle sarfetmemiz gerekiyor. Milli Takımda olsun Fenerbahçe forması altında olsun gerek rakip takım taraftarlarından gerekse " azınlık " dahi olsun kendi takımının taraftarlarından bir insan bu kadar fazla tepki görüyorsa hatayı kendinde aramak zorunda. Moral olarak dipte bulunan takım arkadaşına saha içinde bağırmak, üstüne yürümek hem takımı hem de maçı izleyen insanları bir hayli geriyor. Hele ki bu isim Fenerbahçe'nin sembolü olmaya aday Gökhan Gönül gibi bir isim olunca insanın çıldırmaması elde değil. Evet Emre iyi bir oyuncu olabilir ama asla unutulmasın ki hiçbir zaman sembol bir oyuncu olamayacak. Ayrıca 657 gün sonra ilk 11'de maça başlayan Uğur Boral'ın oyundan alındıktan sonra teknik heyete karşı sergilemiş olduğu tavır da hiç hoş değil. Psikolojik açından sıkıntının var olduğu bu kadar ayyuka çıkmışken Aykut Kocaman'ın da derhal bu olaya müdahale etmesi gerekiyor.

Yaşanan bu tarz olumsuzluklara dün gece Volkan'ın 92. dakikada Dede'nin uzaktan vuruşunu kurtaramamış olması da eklense ve Fenerbahçe 10 kişi kalan rakibine kendi evinde 2 puan bırakmış olsaydı bu maçın etkisi çok daha fazla olurdu ama şans yanımızdaydı ve dün bir kez daha kazandık.

14 Kasım 2011 Pazartesi

Spor İletişim Sertifika Programı 2011-2012


2005 yılında Kadir Has Üniversitesi bünyesinde kurulan Spor Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi “Spor İletişimi” ile “Spor Hukuku ve Yönetimi” başlıklı eğitim programlarına bu yıl da devam etmektedir. Ulusal ve uluslararası spor dünyasından önemli konukların katkılarıyla gerçekleşen seminer dersleri ile katılımcı öğrencilere her geçen gün gelişen spor endüstrisinde ihtiyaç duyacakları teorik ve pratik, ilgili her türlü bilginin sağlanması amaçlanmaktadır. Eğitim programlarımız, spor hukuku, spor yönetimi ve spor medyası alanlarında kendini yetiştirmek isteyen herkese açıktır. Programın bu bağlamdaki en büyük referansı, geçmiş yıllarda bu programlara katılan ve bugün spor medyasının çeşitli kademelerinde yer alan 100’ün üzerinde mezun olan öğrencilerdir.

26 Kasım’da giriş sınavlarının yapılacağı, 10 Aralık 2011 tarihinde başlayacak ve yaklaşık beş ay sürecek programa ilişkin görseli de yukarıda görüyorsunuz zaten. Zamanında bu programda hem asistanlık yapmış hem de öğrencisi olmuş biri olarak mutlaka katılın çok şey öğreneceksiniz ve çok eğleneceksiniz diyebilirim.

5 Kasım 2011 Cumartesi

27 Maçlık Serinin Sonu


Dün akşam deplasmanda oynadığımız ve 27 maç sonra kaybettiğimiz Sivas maçına dair söylenecek çok fazla bir şey yok. Her takımın kötü maç oynama lüksü vardır ve bu takım nasıl 27 maçtır kazanmayı alnının akıyla hakettiyse dün gece mağlup olmayı da alnının akı gibi haketti. Üst üste yaşananlar, Karabük maçındaki insanüstü direncin neden olduğu olumsuzluklar Sivasspor'un üstün oyunu ile birleşince bu sonuç ortaya çıktı.

Skor bir yana Fenerbahçe taraftarının yine kenetlenmesi ve takımını bağrına basması, en az 27 maç sonra alınan mağlubiyet kadar önemli bir haber değeri taşımaktadır. Teşekkürler ...

1 Kasım 2011 Salı

Üç Puandan Daha Fazlası


Perşembe günü Beşiktaş maçına başlayan ilk 11'e Karabükspor karşılaşmasında da şans tanıyan Aykut Kocaman'ın öğrencileri 85 dakika 10 kişi oynamak zorunda kaldıkları bu zorlu maçı Bienvenu'nün attığı golle 1-0 kazanarak puanını 21'e yükseltti.

Karabükspor maçın hemen başında Shelton ile girdiği mutlak gol pozisyonunda Volkan'a takılınca Fenerbahçe kendine çabuk geldi ve Baroni - Mehmet Topuz önderliğinde orta sahada baskı kurmaya başladı. Kısa süreliğine 2. bölgede kurulan tatlı sert baskı tribünleri ısındırmaya başlamıştı ki geceye damgasını vuran Aytekin Durmaz'ın skandal kararının ardından Alex'e çıkan kart nabızların tavan yapmasına, ortamın iyice ısınmasına neden oldu. Alex'in sakatlandığı, oyundan alındığı veya az da olsa (toplamda 3. kez) kırmızı kart gördüğü dakikalarda Şükrü Saraçoğlu'nda haklı olarak ölüm sessizliği oluşur ve klasik soru sorulur : " Ne olacak bu Fenerbahçe'nin hali ? "

10 dakikalık şok sürecinin ardından her geçen gün eski form durumuna yaklaşma belirtisi gösteren Gökhan Gönül'ün ortasında Fenerbahçe ilk ciddi pozisyonuna Bienvenu ile girdi ama Kamerunlu oyuncu Guiza'ya özenince sarı lacivertliler çok net bir fırsattan yararlanamadı. Fakat bizler tribünde bu pozisyona hayıflanmaya devam ederken Mehmet Topuz'un defansın arkasına attığı topa iyi hareketlenen ve aşırtma bir vuruşla golü atan Bienvenu hem özür dilemiş oldu hem de maçın tek golüne imza attı. Öne geçmenin vermiş olduğu moral ve 10 kişi kalmanın sorumluluğu altında oyunun kontrolünü eline geçiren ev sahibi Fenerbahçe'de Cristan Baroni, Caner ve Emre Belözoğlu'nun önünde Alex'in yerine geçen, daha doğrusu Kayserispor'daki mevkiisine kavuşan Mehmet Topuz kendi özverisi ile yaratmış olduğu pozisyonları gole çevirebilmiş olsaydı ikinci 45 dakika aktif dinlenme olarak geçebilirdi. Mehmet Topuz'un o bölgede iyi oynaması Aykut Kocaman içinde önümüzdeki haftalarda güzel bir alternatif olabilir.

İlk yarının yıldızları olan Baroni ve Mehmet Topuz ikinci yarıda daha defansif bir göreve soyununca bütün yük Caner Erkin ve Emre Belözoğlu'na kaldı. İnönü'deki Beşiktaş derbisinin ardından bu maçta da üstün bir mücadele sergileyen Caner Erkin bu gece Fenerbahçe'nin bujisi oldu. Sol kanattan sağ kanada kadar yaptığı bindirmenin ardından kazandığı topla birlikte uyku moduna geçmek üzere olan tribünleri de ayağa kaldıran milli futbolcu, ufak bir Tuncay Şanlı etkisi yaratmış oldu.

Alex'in yokluğunun handikap yaratmasını engellemek adına bu maçta alınan 3 puan çok değerli. Pes etmeyen, kazanmayı alışkanlık haline getiren ve kaybetsem bile mücadele ederek olsun mantığı ile hareket eden Fenerbahçeli futbolcular bu sezon farklı bir misyon üstlendiklerini bir kez daha hatırlayarak formalarını terlettiler. Bugün bu maç 1-1 de bitebilirdi, sahadan puansız da ayrılabilirdik ama sarı lacivertli oyuncular skor ne olursa olsun yine tribünlere çağrılacaktı çünkü, Fenerbahçe taraftarı yıllardır kaybetse bile mücadele eden bir takım izlemek istiyordu ve sezon başından beri bunun sahaya yansıdığını görüyor.

26 Ekim 2011 Çarşamba

Türk Futbolu (1923-2011)


Bitirdiniz ... 1 seneden çok daha kısa süre içerisinde Türk futbolunu bitirdiniz ve bununla yetinmeyip taraftarlık duygusunu da bitirmek için elinizden geleni yapıyorsunuz.

Evet Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor, Eskişehirspor, Ankaragücü, Karşıyaka, Göztepe, Kasımpaşa, Karagümrük ... gibi pek çok takım taraftarı olarak bizler belki kendi aramızda iyi geçinemiyoruz ama biz düşman kardeşleriz. Yeri geldiğinde biz bir avuç oluyoruz yeri geldiğinde onlar ... Bu mücadelede her sene asgari olarak 2 defa karşı karşıya geliyoruz. Birbirimize sataşıyoruz, pankartlar yapıyoruz, bayraklar hazırlıyoruz ve biz bundan zevk alıyoruz.

Takımımız derbi kaybettikten sonra gazete okumuyoruz, dışarı çıkmak, okula veya işe gitmek istemiyoruz ama hep bir sonraki rövanşı bekleyip onun için sabırsızlanıyoruz ve o rövanş mutlu sonla bittikten sonra sıra bize geçiyor bu sefer aynı duyguyu biz rakibimize yaşatıyoruz.

Siz bilebilir misiniz takımınızın deplasmanda kazandığı derbiden sonra deplasman tribününde omuz omuza söylenen tezahüratların keyfini,

Siz bilebilir misiniz galip gelmenize rağmen stattan 1-2 saat geç çıkartılmanın keyfini,

Siz bilebilir misiniz derbiyi kazanan deplasman takımının futbolcuları ile maçtan sonra karşılıklı yaptığı tezahüratların keyfini ?

Bilemezsiniz çünkü futbol asla sizin yönettiğiniz şirketlere benzemiyor ...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Fenerbahçe : 0 - 0 : Samsunspor


Rakiplerinin puan kaybettiği haftada kendi evinde Samsunspor'u ağırlayan Fenerbahçe, aradığı golü bir türlü bulamayınca Kadıköy'de eşitlik bozulmadı. Sarı lacivertliler bu sezon evinde ikinci kez puan kaybetti.

Dolu tribünler önünde Hakkari'de şehit düşen asker ve polislerimiz için yapılan tüyleri diken diken eden yoklamanın ardından sahaya simsiyah bir pankart ile çıkan Fenerbahçe, oynadığı futbol ile de zaman zaman taraftarlarının içini kararttı. Geçen hafta oyuna sonradan giren ve yarım saatte 4 net pozisyondan faydalanamayan Stoch, beklenenin aksine karşılaşmaya ilk 11'de başladı ve Aykut Kocaman - Stoch gerginliğinden prim yapmak isteyenler bu sefer dudak bükmek zorunda kaldı.

İki takımın da bol pas hatası yaptığı ve tipik bir orta saha mücadelesi şeklinde geçen ilk yarıda kayda değer tek pozisyon, karşılaşmanın 12. dakikasında Özer Hurmacı'nın şık pasında kaleci ile karşı karşıya kalan Semih'in topu ağlara gönderemeyişi oldu. İkinci yarının özellikle ilk 15 dakikasında ise Fenerbahçe biraz daha kıpırdanmaya başlayarak Samsunspor kalesini daha fazla rahatsız etse de istediği golü bir türlü bulamadı.

Semih Şentürk'ün müthiş temposuz ve formsuz oluşu, her pas attığında yere düşmesi, ikili mücadelelerde erken pes etmesi ve Alex ile arasında bu maç özelinde oluşturamadığı sinerji Fenerbahçe'nin hücum gücünü o kadar etkisiz hale getirdi ki 65. dakikada Bienvenu'nun oyuna girmesi ile Fenerbahçe çift forvetli oyun tarzına geçiş yapmak zorunda kaldı. Stoch'un oyundan çıkıp Dia'nın oyuna girmesinin ardından Fenerbahçe tempoyu arttırmak istedi ama Senegalli oyuncunun talihsiz sakatlığı oyun planlarının yine değişmesine neden oldu.


Kanatları kullanarak rakibini çözmek isteyen sarı lacivertlilerde istikrarlı şekilde işleyen taraf Ziegler, Stoch ve Caner'in görev yaptığı sol kanat oldu. Antrenman eksikliği olan Gökhan Gönül buna rağmen ileri geri çalışsa da bu maçta biraz bal yapmayan arı rolündeydi. Milli oyuncumuzun tek isabetli ortasının maçın 87. dakikasında gelmiş olması sanırım anlatmak istediğimi vurgulamıştır.

Karşılaşmanın istatistiklerine bakıldığı zaman Fenerbahçe'nin bu maçı kazanamamış olması mucize olarak nitelendirebilir ama saha içerisinde topun kontrolü sarı lacivertlilerde gözükse bile Samsunspor ceza sahası ciddi şekilde asla abluka altına alınamadı. %62.8 oranında topla oynama yüzdesi, kaleye çekilen 21 şut ( 6 tanesi isabetli ), ceza alanına 35 orta ( 9 tanesi isabetli ) ve 8 korner ... Bu rakamlara başka bir maçta ulaşılmış olsaydı en kötü ihtimalle 1 gol bulunabilirdi ama dün akşam malesef bu olmadı.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Fenerbahçe'nin Zirve İnadı (Mersin İdman Yurdu : 1 - 2 : Fenerbahçe)


Mersin deplasmanına Volkan Demirel, Gökhan Gönül ve Mehmet Topuz gibi kilit oyuncularından yoksun giden Fenerbahçe, rakibini Özer ve Bienvenu'nün attığı gollerle 2-1 mağlup ederek 28 yıl aradan sonra ülkenin güneyinden yine galibiyetle dönerken puanını 16'ya çıkartarak lider ünvanını da korumuş oldu.

Daha henüz kimse maçtan bir şey anlamamışken ve tempo yakalanmamışken Özer'in akıl dolu enfes golü ile Fenerbahçe maça 1-0 önde başladı. Skor avantajını yakalayan sarı lacivertliler yayının bile gitmesine neden olan hava koşullarına kadar klasik oyunu olan pasa dayalı sistemi ile Mersin İdmanyurdu'nu göbekten açmaya çalıştı ve Baroni-Emre-Alex üçlüsünün organizasyonları ile bu fırsatları da sık sık yakaladı ama 45 dakikaya sadece tek gol sığdırabildi.

Ev sahibi ekibin ise en ciddi atağı, tartışmaya bile gerek olmayan Bekir İrtegün'ün kahramanı olduğu penaltı pozisyonuydu. Elleri açık şekilde topa müdahale eden Bekir'in pozisyonu bana göre net penaltıydı.

Maçın başında dizinden, maç içerisinde de omuzundan sakatlanan Hakan Arıkan'ın yerine Sehic'e şans veren Nurullah Sağlam'ın Mersin'inde ilk 5 haftada göze batan husus Nduka önderliğinde kanatlardan yapılan ataklardı. Bu maçta da özellikle ikinci yarıda Fenerbahçe'nin sol kanadından pozisyon bulmaya çalışan ev sahibi ekibin önündeki en büyük engel bana göre maçın yıldızı olan Ziegler oldu. Karşılaşmanın en çok karşı karşıya gelen ikilisi Nduka-Ziegler mücadelelelerin büyük çoğunluğundan galip çıkan İsviçreli oyuncu oldu. Ziegler bugün sadece kendi görev alanını savunmakla kalmadı girdiği ters kademeler ve geriden kurduğu oyunla da az maliyetle büyük iş çıkartan oyuncu profili olduğunu bir kez daha kanıtladı.


İlk golde Alex'in aldığı faulü hızlı kullanıp topu Özer'e aktaran Emre Belözoğlu, ikinci golde de hızlı davranıp topu ileri gönderdi ve Sehic'in büyük hatasını Bienvenu geri çevirmeyince Fenerbahçe hem 2. golü buldu hem de İbrahim Kaş'ın haklı nedenle oyundan ihraç edilmesiyle galibiyetini de perçinlemiş oldu. Rakibinin 10 kişi kalmasının etkisiyle maçın temposunu halı sahaya çeviren Fenerbahçe, orta sahayı geçmekte hiç zorlanmayınca birbirinden önemli gol fırsatları bularak farkı arttırma şansı elde etti ancak özellikle Stoch'un gününde olmayışı ya da pozisyonlara konsantre olmamasından dolayı bu kadar rahat bir maça rağmen Fenerbahçe taraftarları son 3 dakikada durum 2-1 olunca yine stres yaşamak zorunda kaldı.

Fenerbahçe'nin bu sezon geçtiğimiz yıllara oranla en büyük artısı, nihayet kadro derinliğini sağlamış olması. Yıllardır haklı olarak yedek kulübesinde skora etki edecek oyuncusu olmadığı için eleştirilen sarı lacivertliler bu sezon bu tip eleştirileri mümkün mertebe asgari seviyeye indirmiş olacak. Serdar Kesimal, Mehmet Topuz, Volkan Demirel, Gökhan Gönül gibi önemli oyuncularından yoksun olarak sahaya çıkmasına rağmen Fenerbahçe'nin zorluk çekmemesi, mücadeleye dahil olan oyuncuların en az oynayamayan as oyuncular kadar performans ortaya koyması ve haftalar geçtikçe bu seviyeyi yukarı çıkaracak olmaları büyük bir kazanç olacak.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Fenerbahçe : 1 - 1 : Manisaspor


TFF'nin uygulamaya soktuğu yeni kararı doğrultusunda Manisaspor karşısında sadece kadın ve çocukların ilk kez izlediği karşılaşmada Fenerbahçe kendi evinde haftalar sonra Manisaspor karşısında 1-1 berabere kalarak puan kaybetti.

Maçın detaylarına girmeden önce dün gece Şükrü Saraçoğlu Stadı'nı dolduran Fenerbahçeli kadın ve çocuklara gerçekten teşekkür etmek lazım. Erkek taraftarların kaldırımda, kadın ve çocuk taraftarlarımızın stadyumda olduğu, üstelik Galatasaraylı ve Beşiktaşlı diğer misafirlerimizin de tarihe tanıklık ettiği bu önemli karşılaşmanın öncesinde yaşananlar bile yıllardır tribünde maç izleyen bizler için de aslında ders niteliğindeydi. Kombine kart ve bilet kuyruklarında olduğum zamanlarda onlarca kargaşaya, kavgaya tanıklık eden ben, dün öğleden sonra yaklaşık 4 kilometrelik nizami bilet kuyruğunu görünce resmen şok oldum. Sıcak hava ve binlerce kişiye rağmen en ufak bir olayın çıkmaması aslında biz erkeklerin yüzüne gelen tokat gibiydi. Aramızda aynı atmosferde bizlerin gireceği kuyruğa rağmen kavga çıkmayacağını düşünen varsa kendisini şimdiden tebrik ediyorum.

Maça geçecek olursak, Fenerbahçe'nin ilk yarıda çok kötü oynadığını ve Aykut Kocaman'ın dediği gibi gol yememesini mucize olarak değerlendirmek en doğru sonuç. Heyecansız, isteksiz ve ne yaptığını bilmeyen bir görüntü çizen Fenerbahçe'de golün olduğu dakikaya kadar sahanın en etkisiz isimlerinden olan Caner ve Issiar Dia, sarı lacivertlilerin 1-0 öne geçmesindeki en önemli aktörlerdendi. Tabi burada Alex'in yaptığı çapraz koşu ile yanılmıyorsam Ömer Aysan ve Hüseyin Tok'un dengesini bozmasının da payı büyük.


İkinci yarıya da etkili başlayan taraf Manisaspor olsa da bu sefer Fenerbahçe erken toparlandı ve oyuna ağırlığını koymaya başladı ancak bu sefer Bekir, Caner ve Semih Şentürk üçlüsünün yaptığı pas hataları özellikle de atağa çıkarkan yapılan kayıplar 10 kişi kaldıktan sonra Mehmet Güven'in de oyuna dahil olmasının ardından Fenerbahçe'nin 2. golü bulup maçı kopartma isteği ile birleşince rakibinin üstüne daha çok gelen Manisaspor için bulunmaz bir kaynak oldu. Manisaspor, Ziegler ve Caner'in olduğu kanattan geliştirdiği ataklarda başarılı olamayınca çok fazla o bölgeyi zorlamadı ve Fenerbahçe'nin sağ tarafındaki madeni buldu. Joshua Simpson ve Ömer Erdoğan'ın yönlendirdiği ataklar Bekir ve Dia'nın olduğu sağ kanattan gelmeye başlayınca Fenerbahçe için işler epey çıkmaza girdi. Aykut Kocaman'ın o bölgedeki sıkıntıyı farketmesini, Dia ve Bekir'in oyundan alıp yerlerine Bienvenu ve Orhan Şam'ı koymasından anlayabiliriz.

Oyuncu değişiklikleri konusunda Aykut Kocaman'ı eleştirebileceğim tek nokta geçen sezonun son haftalarına damga vuran Miroslav Stoch'un görmezden gelinmesi. Gerçi Aykut hoca geçtiğimiz sezon da Stoch'u uzun bir süre oynatmamamış daha sonra kendisinden yüksek seviyede verim elde etmişti. Ancak umarım bu sefer Stoch'un takıma dahil olması o kadar uzun sürmez çünkü Slovak oyuncu özellikle kapanan takımlara karşı etkili olabilen, kısa mesafede hızlanan ve hem adam geçme hem de beklenmedik şutlar atabilme özelliğine sahip faydalı bir isim.

Yenilen golden sonra aklı başına gelen ve galibiyet golünü bulmak için fırsatlar yakalayan Fenerbahçe'de direk dönen bir şut, maçın son dakikasında ofsayt gerekçesiyle verilmeyen bir gol ve Manisaspor kalecisi İlker Avcıbay'ın yüksek performansı sayesinde Fenerbahçe, 2011-2012 sezonunun ilk puan kaybını kendi evinde yaşamış oldu.

18 Eylül 2011 Pazar

Oyun Kötü, Skor Kötü: Mersin İdman Yurdu 1-3 Bursaspor


Mersin gibi bir şehirde maçın saat 16.00’da oynatılması saçmalıktan başka bir şey değil. Gerçi ışıklandırmanın tam randımanlı olarak çalışıp çalışmadığını da bilmiyoruz. Bugün stadyumda ki yerimizi aldık ama girerken çektiğimiz çileyi geçen sezonun son maçı olan Bolu maçında bile çekmemiştik. Sıraya girdikten 1 buçuk saat sonra ancak içeri girebildik. Eskiden bileti görevliye veriyordun, yırttıktan sonra geçebiliyordun. Şimdi ise sistemi değiştirmişler ve bileti okuttuktan sonra turnike içinden geçebiliyorsun. Çoğu insanın biletini makine okumadı ve 1 bilet ile 2 insan geçerek içeri girebildik. Güney tarafında ise en son sistemi kapatıp bileti yırtarak stada almışlar. Uzun uğraşlar sonunda içeri girdik ve kupa törenine yetişebildik. Maraton bölümündeki boşluklar hemen dikkat çekiyordu. Geçen sene 10 liraya girdiğin yer bu sene 50 lira olunca insanlarda ucuz olan kale arkasına yüklendi veya maçı evinde izledi. 6. Hafta Fenerbahçe ve 7. Hafta Beşiktaş maçlarında bu fiyat ikiye katlanacak. İçeri girer girmez yapılan değişiklikler dikkatimi çekti. Kale arkasının üstü kapatılmış, yedek kulübe modernleştirilmiş ve kapalının üstüne loca yapılmış. Bunları görünce Süper Lig’in değerini anlamış olduk. Eskiden başımıza güneş geçmesin diye gazetelerden yaptığımız şapkalar tarih oldu.

Maçtan önce twitter da maç ne olur diye soran arkadaşlara üzülerek söylüyorum ama mağlup oluruz cevabını vermiştim. Bursaspor, ligin en derli toplu ve formda takımı. Biz ise nasıl oynadığını bilmeyen, anlaşmazlık yaşayan ve defans hattında sıkıntısı olan bir ekibiz. Geçen sezonki takım komple değişti ve bugün o takımın ilk 11’den sadece Joseph Boum ve Nduka vardı. Sezon öncesi değerlendirmede yazdığım kadroyla çıktık nerdeyse. Çağdaş Atan’ın hafif sakatlığı yüzünden İbrahim Kaş ilk 11’de başladı. Henüz hazır hale gelmeyen Amoah ise sonradan oyuna dahil oldu. Rakipte ise N’Diaye, Ozan İpek, Turgay, Teteh Bangura ve Batalla gibi önemli silahlar ilk 11’de başladı. Ayrıca Tagoe ve İnsua gibi önemli silahları da yedek kulübesinde yerini almıştı. Yeni dönemin en parlak stoperi Serdar Aziz maç boyunca oyuncularımıza göz açtırmadı. Takımın beyni rolünü ise Turgay Bahadır çok iyi üstlendi. Adem Koçak ise Serdar Aziz ile beraber gözümde maçın adamıydı.

Yeni transfer Ben Yahia’nın pasına çok iyi hareketlenen Nduka maçın başında takımımızı öne geçirdi. Nduka’ya da bir parantez açmak gerekirse geçen sezonun ikinci yarısına damga vurmuştu. Çok hızlı bir oyuncu ama oynadığı bölge için fiziği yetersiz. Bugün golden başka bir şey yapmadığını üzülerek söylüyorum. Sezon öncesi sol taraf için Tisdell isteniyordu. Onun fiziği Nduka’dan da kötü ve gelseydi Nurullah Sağlam’ın ilk 11’de başlatacağına emindim. Tisdell’ı bu fizikle Süper Lig’de bitirirler ve henüz genç yaşında kötü bir deneyimin kapısından döndü. Dakikalar 14’ü gösteriyorken Turgay’ın ortasında, Batalla’nın dokunamadığı topu, Joseph Boum kendi kalesine gönderdi. Zor pozisyon olmamasına rağmen topu kornere göndermek isterken talihsiz bir şekilde top ağlarımıza girdi. Kimse Boum’dan böyle bir hata beklemiyordu ki stadın içinde çok büyük tepki aldı. Yediğimiz golden sonra öne geçmeyi düşünmek yerine devreye 1-1’lik beraberlik ile girmeyi denedik ve başardık. Gol ve Kamanan’ın şutu dışında pozisyonumuz yoktu, fizik olarak çok kötü olduğumuz gözlerden kaçmıyordu.

İkinci yarıya başlar başlamaz Bursaspor golü buldu. Vederson’un ortasında kafalardan seken topu arka direkte tamamlayan Teteh Bangura takımını 2-1 öne geçirdi ve ilk golüyle tanıştı. Önce Turgay’ı daha sonra ise Bangura’yı kaçırmak tam bizim savunmanın yapabileceği bir işti. Dakikalar geçtikçe Bursaspor kalemizde etkili olmaya çalışırken biz orta sahayı geçemiyorduk. Zurita ve Ben Yahia bütün maç boyunca yoklara oynadı. Zurita’nın çoğu zaman stoper bölgesine gelmesiyle nasıl bir sistem içinde oynadığımızı anlayamadım. Zurita’yı daha çok geriye gelerek değil, ileriye çıkartarak daha iyi işler yaptırabiliriz. Ankaragücü maçının adamı olan Erman Özgür’ü bariz bir şekilde aradığımızı not düşelim. 82. dakikada Erhan Güven’in ortasına Amoah çok güzel vurdu ama Scott Carson aynı güzellikte kurtardı. Bu şut gol olsaydı ve maç 2-2 bitseydi eminim ki herkes skora aldanacaktı ve Bursa gibi bir takımla berabere kaldık diye takımı iyice poh pohlayacaktı. Dakikalar 90’ı gösterdiğinde yavaş yavaş dışarı çıktık ve 3. golü yediğimizi dışarıdayken haber aldım.

Koskoca ikinci yarıda sadece Amoah’ın şutu ile rakip kalede etkili olabildik. O girdikten sonra anca kendimize gelebildik. Ara ara Nobre ile etkili olmaya çalışsak da bir türlü kafa vuruşları kaleyi bulmadı. Hücumda takımın beyni ve 10 numarası olan Andre Moritz beklenin altında kaldı. Nobre’nin indirdiği topa müsait durumda vuramaması yukarıda yazdığım fizik anlamda çok kötüyüz lafının en güzel örneğidir. Beklere gelirsek; maç boyunca Mustafa Keçeli’nin çıkışları dikkat çekti. Fizik-kondisyon durumuna maç sonunda nefes almakta zorlanan Keçeli’de iyi bir örnek olabilir. Erhan Güven ise çok dengesiz bir maç çıkardı. Hiç beklemediğin anda çok iyi bir orta çıkarıyor, müsait olduğu durumda ise çok kötü bir orta açıyor. Önümüzdeki Antalyaspor maçında da beklenin altında kalırsa İlhan Özbay’a ilk 11 yolu görünebilir ve öyle de olmalı. Çağdaş Atan’ın hafif sakatlığı nedeniyle ilk 11’de başlatılan İbrahim Kaş ise hiç güven vermiyor. Onun yerine deneyimli Mehmet Polat ile neden başlanmadı kafamdaki soru işaretlerinden biri. Mehmet Polat, oyuna çok iyi top sokabilen nadir stoperlerden birisi. Antrenmanlarda Joseph Boum-Mehmet Polat-Çağdaş Atan-İlhan Özbay 4’lüsünü bir arada izlemeyi çok istiyorum. Ancak o zaman defansı eleştirmekten vazgeçerim. Bu tip değişik şeyleri denemekte fayda var. Keçeli şu durumda sol tarafı kaldıramayacak bir görüntü çiziyor. Defans hattımız için milletin atıklarını topladık desem ağır olmaz çünkü gerçek bu.

Mert Nobre’yi ise herkes beğeniyor. Adam buraya top oynamaya gelmiş resmen. Verdiği kiloların hazır durumda olmasında büyük etkisi olmuş. Fiziği ve gücüyle bu sene rakip defanslara sıkıntı yaratacaktır. Kamanan ise 12. dakikada attığı şut dışında hiçbir şey yapmadı. Nurullah Sağlam’da ona fazla dayanamadı ve 62. dakikada oyundan çıkardı. Onun içinde sezon öncesinde sol tarafta yetersiz kalacak demiştim ve aynen öyle oldu. Gelecek haftalarda yerini Amoah alacaktır. Oyuna kurtarıcı olarak Hakan Bayraktar’ı sokmak ve Çağdaş Atan’ı ise doldur-boşalt için oyuna almak çok başka bir şey. Bunlar Nurullah Sağlam hamleleri olamaz. En azından geçen sezonun ikinci devresinde böyle şeyler yaşamamıştık. Turgay Bahadır biraz daha becerikli ve Teteh Bangura ise yanlış tercihler yapmasaydı 5 gol yerdik. Maç sonu Nurullah Sağlam’ın açıklamalarını okudum ve taraftar için hayal kırıklığı demiş. Hocam kusura bakma ama yazının başında yaşadıklarımız tekrarlanırsa ve bilet fiyatlarına çözüm bulunmazsa taraftar sayısı gitgide azalır. Unutulmasın ki bu taraftar Diski, Van Belediye, Erzurumspor gibi maçların hem deplasmanına gitti hem de kendi evinde takımını yalnız bırakmadı.